Bizim

Dışişleri Bakanı Fidan: Problem, İsrail’in kendi sınırlarını kabul etmemesi

Dışişleri Bakanı Fidan, NTV canlı yayınında dış politikaya ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin dış politika konuları açısından son derece büyük bir gündeme sahip olduğunu aktaran Fidan, büyük, biraz karmaşık, kompleks ve aynı anda çok fazla etkileşimin olduğu bir dış politika ortamında bunu belli hedeflere, sistemlere ve aşamalara bağlamak gerektiğini ifade etti.

Fidan, bölgede barışın ve güvenliğin esas olmasının önem arz ettiğini, çalışmalarını yoğunlaştıracakları önemli konulardan birinin bu olduğunu vurguladı. İkincisinin de bölgede ekonomik ve refah gelişiminin öncelikli olması olduğuna işaret eden Fidan, ayrıca yeni yapılacak ittifaklarla bölgede kurumsallaşmış bir yapıya gidilmesinin önem arz ettiğini söyledi.

Bütün bunları yaparken uğraşılan bütün konuları, bu hedefleri düşünerek hayata geçirdiklerini kaydeden Fidan, “Bunda da önemli mesafeler aldığımızı düşünüyorum. Sistemli bir şekilde başta yakın coğrafyamızdan başlamak olmak üzere, uzak coğrafyalar da dahil, Türkiye’nin bir numaralı pozisyonu her zaman için kendisinin de dahil olduğu, olmadığı olsun bir çatışmanın bastırılmasıydı” dedi.

Fidan, Ukrayna’da Rusya’nın ve Batı’nın birer pozisyonu olduğuna işaret ederek, bütün dünyanın ikiye bölündüğünü ve Türkiye’nin üçüncü bir ses olarak çıktığını söyledi. Türkiye’nin iki tarafın da pozisyonunda yanlışlıklar olduğunu, işgalin kabul edilemeyeceğini, tüketici ve yok edici bir savaşın da olmayacağını söylediğini aktaran Fidan, “Buna üçüncü bir yol bulunmalı ve bu yolun hedefi de birbirinizi yok etmek değil, mümkün olan barışa ne kadar zor olursa olsun gidilmesi” ifadesini kullandı.

‘Türkiye bölgede ekonomi ve siyasette dev bir ülke’

Bakan Fidan, Türkiye’nin Gazze, Suriye, Kuzey Afrika ve Sahel gibi konulardaki bütün yaklaşımının savaş olmaması olduğuna işaret ederek, “Neden? Savaş olduğu zaman o bölgede gelişme olmuyor, kalkınma olmuyor, ticaret olmuyor, eğitim, öğretim olmuyor, halka temel hizmetler götürülemiyor. Bizim de yakın coğrafyamız burası. Kuzeyimiz, güneyimiz, doğumuz, batımız her taraf bir çatışma bölgesi ve istikrarsızlık alanı. Türkiye bölgesinde ekonomik olarak, siyasi olarak dev olan bir ülke ve bizim de bu bölgeye istikrar getirme gibi bir borcumuz var” diye konuştu.

Bu istikrarı getirirken de biraz metodik ilerlenmesi gerektiğine değinen Fidan, o nedenle güvenliği barışın en önemli aşaması olarak gördüklerini dile getirdi.

Fidan, ülkelerle ilişkilerin daha büyük çerçevelere bağlanması, anlaşmaların hayata geçirilmesi, mümkünse uygun platformlar kurulması, uygun komitelerin sürekli çalıştırılması ve neticelerin elde edilmesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak ziyaretinde yaklaşık 27 anlaşma imzalandığını anımsatan Fidan, bunun bahsettiği yaklaşımı yansıttığını, stratejik çerçeve anlaşması imzalayarak orada komite kurduklarını anlattı. Fidan, ‘bu komitenin mümkün olan bütün sorunları ele alıp ilgili uzmanları da etrafına getirdiklerini aktararak, bunun su, enerji, istihbarat, terörle mücadele ve savunma sanayi konularını kapsadığını’ ifade etti.

Bugüne dek çatışmalar üzerinden Irak alanını tanımladıklarını kaydeden Fidan, “Ekonomik kalkınma diyoruz, kalkınma yolu diyoruz, ticaret işbirliği diyoruz. Daha pozitif gündemle gidelim. Çok şükür bizim terörle mücadelemizi, gerek silahlı kuvvetlerimiz, gerek istihbarat örgütümüz, emniyet teşkilatımız muhteşem bir kahramanlıkla sürdürüyorlar. Ama diğer taraftan bizim bölgede bunu tamamlayıcı unsur olarak ekonomik kalkınmayı, refahı getirmemiz gerekiyor. Bizim bölgemiz artık savaşlarla, çatışmalarla, iç karışıklarla anılan, vekil unsurların hegemon güçler tarafından kullanıldığı bir bölge olmaktan çıkmalı. Biz bölgemize yaklaşırken büyük ülke olma sorumluluğunu bu şekilde taşıyoruz” diye konuştu.

Hakan Fidan, Türkiye’nin bölgedeki çatışma, kalkınma ve sosyal sorunlardan elde ettiği tecrübeyi küresel sistemde de yansıtma imkanı bulduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Özellikle küresel sistemin iyileşmesi için nitelikli geri beslemeye ihtiyacı var. Bu geri beslemeyi siz aldığınız tecrübeden yapmazsanız, bunlar gerçek dünya olayları, çatışmanın içerisindeyiz, kalkınma sorunlarının içerisindeyiz, sosyal sorunların içerisindeyiz, düşünce sorunları var, birçok kriz var. Bütün bunları biz her gün yaşıyoruz, her gün ilgileniyoruz ve buradan aldığımız dersleri de yine insanlığın refahına, selamete uygun bir şekilde ulusal sisteme yansıtmaya çalışıyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı’ndaki düzenlemeler

Fidan, Dışişleri Bakanlığı’ndaki düzenlemelere ilişkin, hariciye, askeriye, mülkiye ve istihbarat gibi uzun tarihe sahip kurumlarda geleneğin bir jenerasyondan diğerine aktarıldığını belirterek, “Ama kapalı kaldığı zaman da belli gelişmeleri yakalamaktan uzak durabiliyor. Burada geleneğin devamıyla değişimin mümkün olması arasında bir altın orantıyı bulup hem gelenekten gelen iyi olanları devam ettirmek hem de değişimi zaruri olan olaylarda değişim yapmak gerekiyor. Bunu yapmayan organizasyonlar, devletler, hatta özel şirketler, eğitim kurumlarının hayatta kalması mümkün değil. Rekabet edebilmesi mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.

Latin Amerika, Afrika ve Asya-Pasifik gibi büyük açılımların kendi bakanlığı döneminden önce başlatılmış adımlar olduğuna değinen Fidan, bunların politik olarak başlatıldığını ve uygulamada başarılı olabilmek için belli yapısal değişikliklere gidilmesi gerektiğini dile getirdi.

Bakan Fidan, hükümet ve üst düzey yöneticiler bir krizle meşgulken dünyanın durmadığına ve hayatın devam ettiğine işaret ederek, “Latin Amerika’da devam ediyor, Afrika’da devam ediyor, Asya Pasifik’te devam ediyor. Türkiye’nin çıkarları, menfaatleri hep orada var. Şimdi öyle bir sistem kuralım ki biz bir krizle uğraşırken devlet olarak, başka yerdeki hem tehditlerle mücadelemiz hem de fırsatlardan istifademiz de mümkün olsun” dedi.

Dışişleri Bakanlığı’nın sistem içerisinde dış politika koordinasyonu yapmakla görevli bir kuruluş olduğuna ve bunun kanunla verildiğine değinen Fidan, yeni yapılandırma kapsamında özellikle belli coğrafyalara makrodan ziyade artık daha mikro baktıklarını söyledi.

Fidan, bu kapsamda Latin Amerika’yı ayrı bir genel müdürlük yaparak Kuzey Amerika’yla ayırdıklarını, Afrika’daki genel müdürlük sayısını da 3’e çıkardıklarını ve İran ile Irak’ı ayrı bir genel müdürlük yaptıklarını anlattı.

Türk devletleriyle ilgili bir genel müdürlük kurduklarını aktaran Fidan, o bölgenin de odaklanılması ve kurumsallaştırılması gereken bir alan olduğunu vurguladı.

Fidan, şu anda uluslararası sistemde en büyük sorunun insan hareketleri olduğunu kaydederek, konsolosluk ve yurt dışında yaşayan Türklerle ilgili konularda onlara daha iyi hizmet götürmek için ayrı bir genel müdürlük yaptıklarını dile getirdi.

Türkiye-ABD ilişkileri

ABD’nin Gazze konusunda kayıtsız şartsız İsrail’i, Türkiye’nin de kayıtsız şartsız Filistin’i desteklediğini belirten Fidan, bunun başlangıç olarak ABD ile Türkiye arasındaki ayrım noktası olduğunu söyledi:

“ABD kayıtsız şartsız İsrail’i destekliyor. Biz de Filistin’i destekliyoruz. Bu bir ayrım noktası.”

Fidan, bir devletin diğer devletlerle ilişkisinde kavga ettiği ve işbirliği yaptığı konuları ayrıştırabilmesinin önemine işaret ederek, şunları söyledi:

“Bizim de Amerika ile böyle anlaşamadığımız, anlaşmamızın çok zor olduğu, konuşa konuşa çözmeye çalıştığımız ama işbirliği yaptığımız alanlar da var. NATO’nun içinde beraberiz. Diğer teknoloji konuları var. Ticaret hacmi giderek artıyor. Gazze meselesinde, Filistin meselesinde biliyorsunuz şu anda Amerika’nın askeri desteği, siyasi desteği olmadan kayıtsız şartsız İsrail’in bu denli bir cüret içerisinde, soykırıma varan bir eylemde bulunması mümkün değil. Bunu mümkün kılan Amerika Birleşik Devletleri. Amerika Başkanı (Joe Biden) bunu kendi ağzından söyledi. Bizim çatışmanın ilk 2-3 haftasında söylediğimiz, Amerika başta olmak üzere Batı moral üstünlüğünü kaybediyor ve onun yardımları sayesinde bu zulüm ve katliam mümkün oluyor tezini şimdi kendileri söylüyorlar. Bunlar anlaşamadığımız nokta.”

Gelinen noktada ABD ile Türkiye’nin ateşkesin sağlanması konusunda uzlaşı sağladığını ve o konuda bir çalışma olduğunu anlatan Fidan, bugün ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile de bu konuda görüştüğünü, insani yardımların ulaştırılması ve yetersiz olduğu konusunda da hemfikir olduklarını dile getirdi.

Dışişleri Bakanı Fidan, o nedenle ABD ile şu anda beraber çalıştıklarını, aynı şekilde iki devletli çözümün olmadığı durumda bu sorunun sürekli kendini tekrarlayacak bir patoloji olduğu konusunda da hemfikir olduklarını söyledi. Bu hemfikir olmalarının aynı metotları ve yöntemleri kullanacakları ve onda anlaştıkları anlamına gelmediğini aktaran Fidan, “Bazılarında siyaseten hemfikir oluyorlar. En büyük sorun, buraya kadar gelmek ciddi bir mesafe gerektiriyordu. Daha önce bunlar bu şekilde bir araya gelinebilmiş konular değildi. Buraya geldik. Ama şimdi şu soruyla Amerika’yı baş başa bırakıyoruz: Tamam biz seninle aynı fikirdeyiz de bunu mümkün kılmak için İsrail’e ne türden bir baskı kuracaksın? Böyle bir sorun alanı var” ifadelerini kullandı. Hakan Fidan, bu sorunu da son 2-3 aydır tartıştıklarını belirterek, gelinen noktada İsrail’in artık bütün kırmızı çizgileri geçtiğini vurguladı.

ABD’nin ufak bazı adımlar attığını ve belli dönemlerde Refah’a “operasyon” olursa silah satışını durduracaklarını söylediklerini kaydeden Fidan, “Amerika’daki siyasal sistemin, siyasal anlayışın, denklemin, güç dağılımının ve siyasal zihniyetin İsrail’in bu katliamların önüne geçmesini mümkün kılacak bir pratik üreteceğini düşünmüyorum. Özellikle dış politikaya bakan bazı yöneticiler nezdinde niyet olabilir. Çünkü bizlerle temasa geçtikçe görüyorlar ki inşa ettikleri ne kadar erdem varsa, imaj varsa hepsi teker teker kağıttan kale gibi yıkılıyor, gidiyor. Yani hiçbir norm yok, hiçbir anlayış yok. Bundan sonra dünyaya yumuşak güçle götürebileceğiniz bir şey kalmıyor” diye konuştu.

Fidan, yumuşak güç olmadığı zaman sürekli başta savaş olmak üzere, daha fazla maliyetli, daha fazla emek ve fedakarlık gerektiren şeylerle uğraşmak zorunda kalındığını vurgulayarak, “Onun için bence Amerika’nın bürokrasisi ve hariciyesi bu konudaki zemin kaybını görüyor. Ama siyasal düzen o şekilde kurulduğu için, bir de iç politikanın konusu bu. Bu iç politikanın dış politika yansıması. Böyle bir denklemleri de var. Şu anda seçime gidiliyor. Seçime gidilirken de görüyorsunuz, Amerikan üniversitelerinde muazzam bir protesto aktivitesi var. Bu da siyasilere belli mesajları gönderiyor” açıklamasını yaptı.

ABD’nin geleneğinden kopup, tarihinde ilk defa İsrail’in istemediği bir şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi oturumunda insani yardımlar ve ateşkes konusunda çekimser oy kullandığını hatırlatan Fidan, bunun önemli olduğunu ve şimdi BM Genel Kurulu’nun Filistin’in devlet olarak tanınması konusunda 143 oyla tekrar bir karar geçirdiğini anımsattı.

Fidan, bu kararın BMGK’ye gideceğini ve muhtemelen ABD’nin veto edeceğini ve kendi pozisyonunu göstereceğini kaydederek, “Ama (ABD) şunu görüyor, dünya o kadar çok bu meselede farkındalık geliştirmiş ki, o kadar çok şuurlu ki, Amerika’nın bu meseleyi eskisi kadar kolay bir maliyetle unutturması, yatıştırması mümkün değil. Her geçen gün Amerika’ya ve Batı’ya çıkan İsrail maliyeti giderek daha fazla artıyor” ifadelerini kullandı.

Bugün Kanadalı mevkidaşı Melanie Joly ile görüşmesine değinen Fidan, Filistin-İsrail konusunda iki devletli çözümün nasıl sağlanabileceğini konuştuklarını ve kendisinin şu soruyu sorduğunu söyledi:

“İki devletli çözümden önce, Filistin devletini bir an için konuşmayalım. İsrail’e bir soru sormamız lazım, hepimizin. İsrail olarak sen, 1967 sınırları içerisinde uluslararası sistemin sana verdiği sınırları kabul ediyor musun? Bırak kendi dışında hangi devlet var yok, onunla bir uğraşma. Sen kendine bak, bu sınırları kabul ediyor musun? Doğru soru sormak lazım. Soruyu buradan sormak lazım. Problem, İsrail’in kendi sınırlarını kabul etmemesi, başkasının toprağını çalma girişimini devam ettirmesi. Soruyu buradan sordurttuğunuz zaman aslında gerek Batılı siyasetçiler, gerek Amerikalı siyasetçiler bu sefer ileri sürecek başka argüman bulamıyorlar. Yani başkası niye senin güvenliğine problem oluyor? Sen, sen olduğun için değil. Kendi sınırın içerisinde kalmayı kabul etmiyorsun.”

Fidan, Filistin tarafının bütün birleşenleriyle 1967 sınırlarını kabul ettiğini, bunun içerisinde Doğu Kudüs’ün başkent olduğu bir devlet istediklerini aktararak, İsrail’in ısrarlı şekilde BM’nin çeşitli kararlarla verdiği bu sınırları kabul etmediğini vurguladı.

Uluslararası sistemin çöktüğü noktanın burası olduğunu kaydeden Fidan, “Sistemin yine başa gidip benim verdiğimi kabul eden cezalandırılıyor ve ben buna göz yumuyorum. Benim vermediğimi kabul etmeyen açgözlü, saldırgan olanı da ben hiçbir şey yapmayarak mükafatlandırıyorum. Denklemi buradan kurup da buradan gitmemiz gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Güney Afrika’nın İsrail konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) başvurusu

Filistin’de devam eden problemin özü itibarıyla güce dayalı bir sorun olduğunu belirterek, Türkiye ve diğer ülkelerin güç dışında diplomatik olarak kullanabilecekleri hukuki araçlar olduğunu söyledi.

Fidan, bu araçların hayata geçirilmesi gerektiğini kaydederek, bunlardan sonuç elde edilip edilmemesinin yanı sıra başka platformlarda işe yarayabilecek çok fazla farklı yan etkisinin olabileceğini dile getirdi.

Güney Afrika’nın İsrail konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) başvuru yapabilecek en mükemmel ülke olduğuna dikkati çeken Fidan, “Çünkü Güney Afrika bir ırkçı, apartheid rejiminden çıkmış, zulüm ne demek onu yaşamış, beyaz adamın zulmünün, onun kamburunu atmış. Bu noktada erdemi ve tarafsızlığı temsil eden, biz Filistin meselesinde, Kudüs meselesinde taraf bir ülkeyiz. Onun (Güney Afrika’nın) başvurusu son derece temiz bir vicdanı yansıtan, insanlığın vicdanına ayna olduğu bir yer. Yani onun başvurusuyla bu davanın referans olarak alınması, aslında Filistin davası için büyük bir şanstır” dedi.

Fidan, konunun hukuki ve siyasi boyutu olduğuna işaret ederek, bu meselenin iç siyaset ve menfaatlerin üstünde yer aldığını ve atılacak adımın hangi ölçüde ne zaman işe yarayacağının onlar için önemli olduğunu vurguladı.

Başta uluslararası ortaklarla hareket etmek istediklerini kaydeden Fidan, bazı uluslararası örgütlerde birlikte yapılması karar verilen girişimlerle momentum deviniminin başladığını dile getirdi.

Fidan, atılan adımların zamanlamasında da askeri, istihbarat ve ekonomi gibi tüm boyutları ele aldıklarını belirterek, büyük zaman dilimine yayılacak şekilde hareket ettiklerini söyledi.

Eldeki araçlar ve seçenekler hemen kullanılsaydı oyundan düşeceklerini ve bu nedenle zamana yaydıklarını ve başkalarıyla nasıl hareket edebileceklerini düşündüklerini kaydeden Fidan, “Bu mesele o kadar el yakan bir mesele ki birçok ülke İsrail konusunda yaptıklarından ne kadar nefret ederse etsin, adım atmaktan çekiniyor. Çünkü Amerika’nın ve Batı’nın ürettiği algıdan ve kendi kendine uyguladıkları oto sınırlamadan dolayı ülkelerin, böyle bir şey var. Dolayısıyla bir yerde öncülüğe ihtiyaçlar oluyor” diye konuştu.

Fidan, UAD’deki davaya müdahil olma kararını açıklamadan önce üzerinde çalıştıklarını ve zamanlamasını konuştuklarını aktararak, öncesinde İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği’nin oluşturduğu Temas Grubu ile Batılı ülkeler arasında Riyad’da toplantılar düzenlendiğini anımsattı.

Toplantılardaki gözlemleri sonucunda bu konuda olumlu düşündüklerini ancak çekimser kaldıklarını anladığını kaydeden Fidan, öncülük olduğu zaman arkadan diğerlerinin de geleceğini düşündüklerini söyledi.

Fidan, Türkiye’nin başvurmasının nasıl etki edeceğinin önemli olduğuna dikkati çekerek, müracaatlarından hemen sonra Libya ve birkaç gün sonra da bu konuda aslında en fazla riski taşıyan Mısır’ın açıklama yaptığını anımsattı.

‘Türkiye iki devletli çözümü öne çıkardı’

Diğer ülkelerin de bu yönde adım attığına işaret eden Fidan, “Türkiye’nin çabalarının neticesinde, biz iki devletli çözümü çok fazla öne çıkardığımız için en baştan itibaren, artık bu sorunun çözümünün bir standart kalıbı haline geldi” dedi.

Geçmişte temel önceliğin her zaman ateşkes olduğunu ancak bu kez ateşkesin tek başına problem olmadığını ve iki devletli çözüm olmadığı zaman her zaman başa dönüleceğinin anlaşıldığını kaydeden Fidan, “Batı’nın bütün gücüyle inşa ettiği ve son 70-80 yılını verdiği bir meseleyi biz aslında İslam dünyası olarak bir kısmı daha yeni yeni devletleşme sürecini tamamlamış İslam İşbirliği Teşkilatı ülkeleri, Latin Amerika ülkeleri gibi ülkeler dünyaya yeni yeni kafasını kaldırıyor. Türkiye, çok kadim bir ülke. Türk strateji kültürü yüzyıllardır meydanda olan bir kültür. Ama etrafınızdaki müttefikleriniz gerçekten bu konuda biraz daha yeni yeni baş veren ülkeler. Dolayısıyla burada bir öncülük yapmamız, bir koordinasyon halinde olmamız gerekiyor. Bunu da büyük bir hassasiyetle ve farkındalıkla yürütmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

‘Tekrar çok kutuplu bir savaş ve rekabet durumuna dönmek üzereyiz’

Fidan, UAD’deki davanın olası sonuçlarına ilişkin, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu tekrar Güvenlik Konseyine taşınacak olan bir karar olacak. Onun oylamasıyla yaptırımların ve zorlayıcı tedbirlerin alınması gündeme gelecek, eğer bir karar alınırsa. Şu aşamada Amerika’nın pozisyonuna baktığımız zaman, İngiltere ya da Fransa’ya baktığımız zaman, bir şeyin hayata geçmesi güç gözüküyor. Ama bunun üreteceği maliyet, çok büyük bir maliyet olacak. Yani bu sistem 1946’da 55 devletle kurulan bir sistem değil artık. 193 üyeli büyük bir sistem ve bu 193 üye artık giderek farkındalığını, gücünü, etkisini artıran ulus devlet aktörlerinden oluşan bir uluslararası sistem içerisindeyiz. Uluslararası sistem zaten karmaşık, zaten yönetilmesi zor. Tekrar çok kutuplu bir savaş ve rekabet durumuna dönmek üzereyiz. Amerika ve Batı için bu hesaplamalar çok güçlü stratejik sonuçlar getirecek.”

Hamas ile İsrail arasındaki ateşkes görüşmeleri

Kahire’de Hamas ile İsrail arasındaki ateşkes görüşmelerine ilişkin Fidan, tarafların en başta uzlaşmama alanlarının çok daha geniş olduğunu belirterek, Katar ve Mısır’ın çok yoğun çalıştığını ve Amerikalıların da bu konuda çaba gösterdiğini dile getirdi.

Fidan, Türkiye’nin de geriden gerekli çabaları gösterdiğini kaydederek, “(Türkiye) Hamas’la sürekli bir iletişim halinde. Katar’ı dinliyoruz, Mısır’ı dinliyoruz, Amerikalıları dinliyoruz, verileri alıyoruz, kendimiz alandan gelen konulara bakıyoruz, değerlendiriyoruz. Ateşkesi, barışı, mümkün kılacak gerçekçi senaryolar nelerdir, onları hep büyük bir profesyonellikle takip ediyoruz” dedi.

İlk başta tarafların arasındaki ayrımın büyük olduğuna işaret eden Fidan, “İsrail’in burada takıldığı büyük alan, kalıcı bir barış konusunda bir taahhütte bulunmama isteği. Hamas’ın da istediği, ben rehineleri vermeyi kabul edeceğim, diğer konularda da tamam diyorum ama karşısında da bir ateşkes beklentim var. Burada bir taahhüt bekliyorum. Bunun olmadığı bir yerde ben buna niye gireyim?” ifadelerini kullandı.

Fidan, gelinen noktada buna geçici bir formül bulunduğunu ve Hamas’ın da kabul ettiğini ancak son anda İsrail’in bunu kabul etmekten vazgeçtiğini anımsatarak, şu değerlendirmede bulundu:

“İsrail bu müzakereleri ve görüşmeleri devam ettiriyordu. Çünkü bunu hep Hamas’ın reddedeceğini düşünüyordu. Hep onun üzerine bir şey yapıyordu. Görüşmeleri devam ettirirken en acımasız askeri operasyonları devam ettiriyordu. Aslında bu zaten askeri operasyon senaryolarının aşina olduğu bir hareket tarzıdır. Alanda operasyonunuzu sürdürürken, propaganda faaliyetinizi de sürdürürsünüz. Diplomatik olarak da bir şey yapıyor gözükürsünüz, uluslararası baskıyı azaltmak için. Bu uluslararası baskıyı azaltmak için, Amerikalılara ve Avrupalılara bir mesaj vermek için. Çünkü onlar da kendi halklarından muazzam bir baskı altındalar, ortaya konmuş bir hareket tarzıydı. Varsayım da her zaman için, Hamas’ın zaten bunu reddedeceğine dairdi. Hamas bunu bir şekilde kabul edince açığa çıktı, aslında istemiyor.”

Fidan, bugün ABD’li mevkidaşı Antony Blinken, arabuluculuk yapan Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile telefonda görüştüğünü anlatarak, ateşkes konusunda ne aşamada olunduğunun görülmesi gerektiğini ifade etti.

Ateşkese ilişkin Fidan, şu değerlendirmede bulundu:

“Şu anda aslında geçen hafta neredeysek oradayız, tıkanmışlık durumundayız. Yeni bir formül halihazırda yok ama taraflar eminim bir şey bulma arayışındalar. Özellikle Amerika bu konuda biraz daha bir şey yapmak durumunda. Çünkü İsrail’i zorlamak durumunda. Eğer İsrail Refah’a müdahalede bulunursa, bunun üreteceği uluslararası tepki, biraz tahmin etmesi güç riskleri de beraberinde getirecek. Amerika zaten seçimlere giderken, kendi kamuoyunun belli bir kısmı diyelim, özellikle demokratların tabanından büyük bir tepki geliyor (ABD Başkanı Joe) Biden’a. Sen aslında sosyal demokratsın ama şahin politikalarla hareket ediyorsun. Hiçbir kuralı, hakikati ve normu tanımayan bir ülkeyi kayıtsız şartsız destekliyorsun. Ya sen sahici değilsin ideolojide ya bizle bir problemin var. Bu, tabi Amerikan politikacılarının çok dikkat ettiği bir konu. Özellikle demokratların. Büyük maliyet üretmeye aday bir konu.”

‘Bizim hiçbir ülkenin toprağında gözümüz yok’

Bakan Fidan, Türkiye-Irak ilişkilerinin fevkalade önemli olduğunu belirterek, “Biliyorsunuz Irak son 20 yıldır çok sancılı bir süreç geçirdi. İşgal, iç savaş, terörle mücadele, siyasal istikrarsızlık birçok konuyu aslında beraberinde getirdi. Bu süre zarfında bizim bir numaralı milli güvenlik problemimiz olan ülkemize kasteden terör örgütünün de işine gelen bir atmosfer oluştu orada ve buradan istifade etti terör örgütü” ifadelerini kullandı.

En büyük problemin Irak’ta bu konuda karşılıklı bir muhataplık ilişkisi içerisinde konuyu çözmeye yönelik bir partnerin olmayışı olduğunu vurgulayan Fidan, “Dolayısıyla işbirliği konusundaki bu eksikliği biz kendimiz kendi göbeğimizi keserek hep götürdük. Operasyonlar süreklilik arz etmeye başladı. Özellikle bizim 2016’dan sonra geliştirdiğimiz konseptle, yani savaşı başladığı yere götürme meselesi, sınırlarımızın ötesine taşıdık. Bizim hiçbir ülkenin toprağında gözümüz yok. Hiçbir ülkeye biz kendi kendimize saldırmıyoruz. Hiçbir ülkeye de yönelik kendi içimizde terör örgütü, silahlı bir grup beslemiyoruz. Biz kendi ülkemize, kendi toprağımıza çok şükür yüzde yüz sahibiz. Egemenliğimizi sonuna kadar uyguluyoruz” diye konuştu.

Fidan, terör örgütü PKK’nın Türkiye sınırları içinde hiçbir yeri kontrol edemediğine, ancak Irak’ta, Suriye’de birçok yeri işgal ettiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Bu hep iç karışıklıktan, bölgesel problemlerden kaynaklanan bir realite. Dış politika hedefleri koyarken, onları sınıflandırırken bizim en büyük önceliğimiz bölgemizde gerçekten bir istikrarın ve barışın hakim olmasıyla ilgili bir konuydu. Irakla terörle mücadelede son zamanlarda bizim geliştirdiğimiz gerek istihbarat paylaşımı olarak gerek fiili olarak bir mesafe katetme söz konusu. Özellikle son yıllarda Sayın Sudani (Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani) iş başına geldikten sonra kendisiyle de konuştuk. Kendisinin Irak’ın kalkınmasına ilişkin ciddi bir vizyonu var.”

Irak’ın petrol ve para gibi çeşitli kaynakları olmasına rağmen temel enerji sorunu, su sorunu, sağlık sorunu ve altyapı sorunlarını çözememesini Sudani’nin de fark ettiğini vurgulayan Fidan, şu ifadeleri kullandı:

“Bunları halletmesi lazım. Silahlı grupların, örgütlerin cirit attığı bir ülkede bunun olması mümkün değil. Bunu kendisi de görüyor. Biz de bütün iyi niyetimizle bunu kendisine anlattık. Biz Türkiye olarak bize tehdit olan bir terör örgütü ile siz bizimle beraber olursanız beraber mücadele edelim. Yok siz kendiniz yok etmek istiyorsanız buyurun yok edin. İkisi de olmayacaksa biz her halükarda zaten savaşacağız bu örgütle. İdeal olan sizinle bizim bir anlayış birliği geliştirip bu virüsü, mikrobu ortadan kaldırmamız. Çünkü Irak’ın gelişmesini de engelliyor. Bölgeyi bir çatışma bölgesi gibi uluslararası camiaya aktarma ve imaj uyandırma gibi bir fonksiyon icra ediyor. Bu buraya ne finans getirir, ne yatırımcı getirir, ne buradaki doğal gaz rezervlerini işletebilirsiniz, ne buradan transit yollar geçirebilirsiniz. Hiçbiri olmaz.”

Türkiye ile Irak arasında Kalkınma Yolu Projesi

Fidan, Türkiye ile Irak arasında Kalkınma Yolu Projesi’ne de değinerek, söz konusu projeye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çok önem verdiğini belirtti.

Proje aracılığıyla Irak’ın pozitif gündemle anılmasını istediğini vurgulayan Fidan, “Burada şu anda ilk başta bizim Erbil yönetimiyle geliştirdiğimiz terörle mücadele anlayışını şu anda Bağdat’la da geliştiriyoruz. Onlar biliyorsunuz Milli Güvenlik Kurulu kararıyla PKK’yı yasaklı örgüt ilan ettiler. Bu fevkalade önemli bir adım. Bizim için önemli olan örgüte yönelik hangi adımı atıyor, istihbarat paylaşıyor mu, operasyon yapıyor mu, örgütü birtakım imkanları sahip olmaktan menediyor mu bizim için önemli olan o” dedi.

‘Almanya’nın PKK’yı terör örgütü olarak tanımladığını ve kendi istihbarat servisine göre, ülkede 14 bin üye ve sempatizanın faaliyet gösterdiğini’ belirten Fidan, önemli olanın örgüte destek verilmemesi ve mücadeleye geçilmesi olduğunu vurguladı.

Fidan, Irak’ın kendi içinde Bağdat, Erbil, Süleymaniye şeklinde ayrıldığına dikkati çekerek şunları söyledi:

“Bu alanların hepsiyle ayrı ayrı yürüttüğümüz temas, diyalog, bir al-ver ilişkisi var. Ve bunu da dediğim gibi artık taşımak istediğimiz Cumhurbaşkanımız da onu vurguladı kendisi. Türkiye büyük bir ülke. 1 trilyon dolarlık ekonomisi var, bu kadar büyük nüfus var. Birçok ülkenin yapmadığını yapmış, son 20 yılda altyapı sorununu bitirmiş Türkiye. Yolları, okulları, hastaneleri, hava limanları her şey bitmiş. Bundan istifade edin. Artık bu kadar kan, gözyaşı, savaşın durması lazım. Bunun için de bizim planlı ekonomik projelere, planlı kalkınma projelerine, planlı yatırım projelerine gitmemiz lazım. Coğrafyanın kaynakları buna müsait. İnsanlar da bunu istiyorlar. Bizim hem askeri hem istihbari gücümüz var, olacak tehditleri de yok etmeye müsait. Bunu yaparken de biz ne komşularımız tarafından yanlış anlaşılmak istiyoruz ne de onlarla çatışma içerisinde olmak istiyoruz.”

Irak’la şu ana kadar geliştirilen anlayış birliğinin iyi olduğunu belirten Fidan, “Bağdat da bundan memnun. Biz, dediğim gibi oradaki hükümetin kalkınmaya ilişkin, halkına hizmet götürmeye ilişkin bütün politikalarının arkasındayız. Onun için Cumhurbaşkanımız da söyledi yani iki ülke de imzalasa bu anlaşmayı biz anlaşacağız. Ama dört ülke şu anda imzaladı. Büyük bir katılım oldu. İnşallah Kalkınma Yolu Projesi ciddi bir başarı olacak bizim için” dedi.

Fidan, Irak-Suriye sınırının güvenliğine ilişkin konunun 4-4 buçuk yıl önce gündeme getirildiğini belirterek, “Çok yoğun istihbari takiple verisini tuttuğumuz ve uyarılarını yaptığımız bir konuydu. Biliyorsunuz şu anda sorunlu sınırlı alanın bir kısmı Kürt bölgesinde kalıyor, bir kısmı federal hükümetin bölgesinde kalıyor. Güneyden belli bir noktaya kadar Amerikalıların olduğu dönemde DEAŞ’ın hakim olduğu yerlerden, yani şimdi o kadar büyük seçicilik var ki, Amerikalılar varken DEAŞ’ın gidip geldiği yerleri sınırı güçlendirmişler. Daha sonra PKK’nın kullandığı bölgeler boş kalmış. Biz bunu sürekli gözetleme faaliyetleriyle görünce, şimdi o dönemki Iraklı arkadaşlara da söyledik, burada artık güçlendirmeye gidilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Sınırın güçlendirilmeye başlandığını vurgulayan Fidan, bölgede atılması gereken en önemli adımın Sincar bölgesinin tamamen PKK’dan temizlenmesi olduğuna dikkati çekti.

Fidan, Türkiye tarafının bölgede istihbari ve gözetleme faaliyetlerine devam ettiğini ve görülen açıların Irak tarafına bildirildiğini belirterek, “Tabii bize denk gelirse biz de operasyonel şeylere, kinetik uygulamalara giriyoruz” dedi.

Süleymaniye tarafıyla açık konuşulduğunun altını çizen Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kamuoyuna yansımayan görüşmeler oluyor. Çünkü daha önce de söylemiştim, Süleymaniye kadim bir şehir. Süleymaniye, Musul, Kerkük, Erbil, Zaho… Yani buralar Osmanlı döneminden beri bizim coğrafi ve kültürel devamlılığımızın, biz onların bir parçasıyız, onlar bizim bir parçamız. Osmanlı İmparatorluğu’na çok fazla devlet adamı, mutasavvıf, alim yetiştirmiş de bir yer Süleymaniye. Gerçekten mübarek bir yer. Yani PKK gibi bir virüsün etki ettiği, kontrol altına alabildiği bir yere dönüşmesi de maalesef acı bir şey.”

Fidan, Türkiye’nin görüşmelerinde net olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“Biz kimseye oyun ve tuzak kurmuyoruz. Diyoruz ki bu adamlar kötü. Sizin bunlarla işbirliğine ihtiyacınız yok. Biz sizinle iyi olmak istiyoruz, kötü olmak istemiyoruz. Bunlara olan desteğinizden vazgeçin. Yani savaş işini biz yaparız, problem değil. Ama siz bunlarla aranıza mesafe koyun. Şehrinize gelmesine izin vermeyin. Havalimanını kullanmasına izin vermeyin. Şehrinizde bulunan hastanelerden bu adamların istifade etmesine izin vermeyin. Yoksa bizim cerrahi operasyonlarımız devam edecek. Süleymaniye’nin göbeğinde de operasyon yapıyoruz, kırsalında da operasyon yapıyoruz. Sivil halka zarar vermeden. Bu bizim geliştirdiğimiz bir yetenek. Bu hep devam edecek. Ama şunu yapmak istemiyoruz. Sizi PKK’yla hareket ederken gördüğümüz zaman size de bir şey yapmak zorundayız biz. Çünkü bu örgüt, siz de biliyorsunuz, bize kastetmek için kurulmuş olan bir örgüt. Bizim bunun varlığına izin vermemiz mümkün değil. Ona yardım edenle de bir şey yokmuş gibi davranmamız mümkün değil. Şu anda anladıklarını düşünüyorum, tedbirlerimiz devam ediyor. Ama inşallah anlarlar.”

‘Yapay zeka insan hayatını kolaylaştırırken aynı zamanda zihnini değiştirmesiyle tehlike de arz ediyor’

Fidan, yapay zeka konusunu keyifle takip ettiğini belirterek, yapay zekanın sadece diplomasi alanında değil hayatın her alanında ciddi etkilere sahip olduğunun ifade etti.

İlgili platformlarda yapay zekanın bir oyun değiştirici olduğunun ve Türkiye’nin bu konuda geri kalmasının tarihi bir fırsatı kaçırma olacağının gündeme getirildiğini vurgulayan Fidan, birçok meslek grubunun yapay zeka nedeniyle işini kaybetmesinin gündemde olduğunu belirtti.

Fidan, yapay zeka gelişmelerinin halka açık olmayan bir tarafının da olduğunu söyleyerek, “Birkaç tanesini görme imkanım oldu. Şimdi orada artık muhasebe işlemleri, mimari, dizayn ve tasarım işlemleri, statik hesapları, mühendislik hesapları, aerodinamikle ilgili denklemler birçok konu aslında kendiliğinden çözülüyor yapay zeka konusuyla. Burada dediğim gibi bunlar ticarileştiği zaman gerek parayla gerek hizmet yoluyla toplumsal hayata girdikleri zaman, çeşitli iş disiplinlerinde artık insanın yerine makinenin, yapay zekanın geldiğini veya başka bir boyuta hizmetin evrileceğini öngörmek gerekiyor” dedi.

Yapay zeka çalışmaları konusunda hazırlık yapılması gerektiğini ve bu konuda Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’la görüştüğünü belirten Fidan, “Yoğun bir çalışma için de olmamız gerekiyor, özellikle yapay zeka ve kuantum teknolojileri konusunda. Bunun ikisinin birleştiği yerde tarih artık geri döndürülemez bir şekilde değişiyor” diye konuştu.

Fidan, yapay zekanın insan hayatını kolaylaştırırken aynı zamanda düşünsel yazılımını ve zihnini değiştirmesiyle tehlike de arz ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Ben şunu düşünüyorum, ulus devletler çağında yıllardır asker istihbarat, dış politika gibi milli güvenlik konularında çalışınca şunu görüyorsunuz, devletler kendi güçlerini ve rekabet alanlarını maksimize etmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Bu onların halklarına karşı bir sorumluluğu. Onun için de biliyorsunuz geçmişte nükleer silahı elde etti devletler, şimdi süpersonik füzeleri elde ediyorlar, uzay silahlandırılıyor. Yapay zekanın da aynı şekilde kullanılmayacağını öngörmek biraz saftiriklik olur. Şu anda zaten yapay zeka uygulamaları askeri alanda büyük ölçüde kullanılmaya başlandı. Askeri alandan da önce yapay zeka istihbari alanda çok fazla şey yapacak.”

Yapay zekanın özellikle istihbarat alanında analiz konusunda oyun değiştirici olacağını vurgulayan Fidan, yapay zeka kullanımıyla, yüzlerce insanın çok uzun bir sürede yapacağı işi tek başına çok kısa sürede yapabiliyor olmasına dikkati çekti.

Fidan, yapay zekanın sanatsal konularda sahte uygulamalara da neden olabileceğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“İnsan zihnini ve özellikle yazılı basını yönlendirmede çok fazla içerik üretileceğini düşünüyorum. Çok hazırlıklı olmak lazım. Yani çok istifade etmek lazım. Teknolojiyi kucaklamamız lazım. Onun için hazırlıklarımızı yapmamız lazım. Müfredatımıza sokmamız lazım. Devlet altyapısına, ticaret altyapısına hemen almamız lazım. Yani bu teknolojiyi kaçıramayız. Ama diğer taraftan da bunun getireceği riskleri iyi yönetecek bir şeyimizin olması lazım.”

daricaajans.com.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu